Bu ay kapak yıldızımız Lila. Henüz kelimelerden önce gülüşüyle anlatıyor kendini. Biz de annesi Dilay Aksum’la bir araya geldik; kendisinin de enerjisi sıcacık. Anneliğin değiştirdiği hayatı, nefesin ilk ritmini, baba-kızın kahkahalarını ve Lila’nın evlerine kattığı bambaşka dünyayı konuştuk.

*Anne olmak bâzen insanın hayatına yeni birini dâhil ederek kendini yeniden tanıması anlamına da geliyor. Siz bugün geriye dönüp baktığınızda, Lila’nın doğumundan sonra içinizde ilk değişen şeyi nasıl târif edersiniz?
Çok zor bir soru. Zaman öyle hızlı geçiyor ki “ilk”i hatırlamak imkansız gibi geliyor.
Anne olunca değişen en güçlü tarafım rahat karakterim diyebilirim. Dış şartlara ya da çevremdeki insanlara karşı olan toleranslarım, kendimden önceye koyduğum her davranışım bitti. Tüm önceliğim Lila oldu ve asla olması gerekenden taviz vermemeye başladım.
“Amaan hâlledilir”ler bitti, “olmasa da olur” lar bitti.
Hayır efendim, çocuğun uyku saati var; herkes kendini ona göre ayarlasın. Çocuğun yemekle ilişkisi budur; herkes geri çekilsin…
Katı duruşlarım başladı. Bana yaradı ama çevremdekileri bilemem.
* Nefes koçluğu yapan biri olarak, yenidoğanlarda gördüğümüz o doğal ve ritmik “bebek nefesi” büyüdükçe neden değişiyor sizce? İnsan bu akıştan aslında neyi kaybediyor?
Bu çok katmanlı bir konu.
Lila ilk doğduğunda nefesini dinlediğimde, kendiliğinden, ritmik ve çok doğal bir akış vardı. Neredeyse öğretmeden var olan bir düzen gibi.
Özellikle ilk üç ay, bilincin içe dönük olduğu ve zihnin oldukça berrak ilerlediği bir dönem. Sonrasında deneyimler, duygular ve öğrenmeler arttıkça zihnin ritmi değişiyor. Bu değişim, nefesin akışına da yansıyor.
Aslında kaybolan bir şey yok. Sadece unutulan bir ilk hal var. O doğal akış zamanla geri planda kalıyor.
Bir yetişkin için bunu günlük hayatta korumak kolay değil. Ama hatırlanabilir bir şey. Ve hatırlandığında hem beden hem zihin için iyileştirici bir tarafı var.
*Anneliğin sizin için en zor ve büyülü yanı neydi?
En zor yanı, çocuğun canı acıdığında ya da bir şey yaşadığında elinizin uzanamaması.
En büyülü yanı ise hiçbir şey söylemeden uyurken ya da gülerken onu izlemek.
*Anne olduktan sonra korkularınız arttı mı?
Sadece korkudan ibâret bir hâle dönüştüm diyebilirim…
*Annelik dışarıdan bakıldığında târif edilebilir bir şey gibi duruyor. Ama yaşanınca en çok hangi yanı bu fikri bozdu?
Düşünceyle tariflenemeyecek bir oluş olduğunu anladım. Bebeğinizi yaşarken anlıyorsunuz. O yüzden ne düşünürsem düşüneyim hiç tahmin edemeyeceğim duygular ve güdüler çıktı. “Ben çocuğuna düşkün bir anne olurum” diye kurduğum cümle vardı. Ama anneliği yaşarken, o “düşkünlük” kelimesinin çok başka bir yere dönüştüğünü gördüm.
Bunu yaşarken öğreniyorsunuz.
Ve hiçbir düşünce, gerçek duygunun yerine geçmiyor.
*Dışarıdan pek görünmeyen tarafıyla annelik sizce neye benziyor?
Yanınızda büyüyen çocuğun, aynı zamanda sizi de büyütmesi gibi.
Sizin aynanız olması gibi.
*Lila’nın karakterine baktığınızda, sizden ve İlker Aksum’dan gelen izleri şimdiden görebiliyor musunuz?
Çok tatlı bi soru. Babasından gelen izler aklıma geliyor gerçekten 🙂 Sosyalliği. Aynı İlker gibi çok sosyal, insanlarla tanışmayı, oynamayı, iletişim kurmayı çok seviyor. Kendiliğinden herkese el sallayıp gülümsüyor. Bana benzeyen huyu da hep yeniliklere açık. Bir şeye tutunup onun için kendini hırpalamıyor. Bir şeyi çok istese de uzaklaşması gerektiğini anlayınca bırakıyor ve hayatına gayet normal devam ediyor.

*Lila sizi en çok hangi davranışıyla şaşırttı?
Numaradan öksürmesi.
Hem gülüyorum hem de bunu yapabilmesine şaşırıyorum.
*“Bu huyu büyüdüğünde de devam eder” dediğiniz bir tarafı var mı?
Biz gezmeyi seven bir aileyiz.
Lila şimdiden ayakkabılarını getirip dışarı çıkmak istediğini belli ediyor.
Sanırım bu hep onunla kalacak.
*Lila ile ilgili düşündüğünüzde, geleceğine dair içinizde en çok yer eden duygu ne?
Aslında büyük bir plan kurmuyorum.
Ama içimde gördüğüm şey şu: ne yaparsa yapsın kendisiyle barışık, kararlarının arkasında durabilen ve neşesini kaybetmeyen bir insan olması.

*İlker Aksum nasıl bir baba sizden de duyalım?
Komik.
Lila ile birlikte evde sürekli bir hareket var. İlker bazen Lila’dan daha çocuk gibi bile olabiliyor.
Ama çok dikkatli. Her şeyi önce o fark ediyor, her ihtimali düşünüyor. Baba olduktan sonra bu hâli daha da arttı.
Biz yanındayken bile aklı bizde kalabiliyor.

*Baba-kız ilişkisini izlerken sizi en çok ne yakalıyor?
Bâzen saklambaç oynuyorlar. İlker bir yerden çıkıyor, Lila çığlık atıp bana koşuyor. Sonra geri dönüyor, yine aynı döngü.
O kaosun içinde inanılmaz bir canlılık var.
Ve garip bir şekilde o ânlar beni en çok sâkinleştiren şey oluyor.
*Lila doğduktan sonra eş olma hâliniz nasıl değişti?
Artık neredeyse yirmi dört saat birlikteyiz.
Lila uyuduğunda birbirimize dönüp “Seni özledim” diyoruz.
*Evde daha panik olan kim?
%100 İlker.

*Kendinizi nasıl bir anne olarak görüyorsunuz?
Ay, güzel ya. Ne biliyim annelik çok tanımlanabilen bir şey değil ama elimden geleni yapıyorum. Çoğu zaman “ben yetersiz bir anne miyim” diye ağlasamda kalbi kızı için çarpan bir anne olduğumu biliyorum.
*Son olarak… Lila’yı düşündüğünüzde, onun hayatı boyunca taşımasını en çok istediğiniz duygu ya da içsel güç ne olurdu?
Netlik.
Neye ihtiyâcı olduğunu anlayabilen, kendini gereksiz duygularda kaybetmeyen bir insan olması.
Biraz büyük cümleler gibi durduğu için küçük bir örnek vereceğim. Meselâ en sık olan şey. Kafasını bir yere vurması. Asla “aa kötü masa… eh sana… bizde vurduk bak…” vs. yaptırmıyorum. Bence çocuk için tamamen işlevsiz bir kodlama.
Daha dün sabah kafasını yatak başına vurdu. İlk önce “Ne oldu annecim” diyorum. “Nereye vurdun göster”. “Bakalım burası sert mi?” (Tak tak yapıyoruz) “Evet sertmiş. O zaman dikkat edelim yavaş olalım. Şimdi buraya yumuşak bir yastık koyalım. Tos yap bakalım. Evet acımadı”.
Ve Lila ağlamıyor hattâ bu bir tos oyununa dönüştüğü için gülüyoruz. Netlik her zaman çözüm getirir. Her zaman buna inanıyorum. sert, neresi yumuşak… Birlikte bakıyoruz.
Sonra çözüm kuruyoruz.
Ve bu, onun dünyasında oyun gibi bir şeye dönüşüyor.
Netlik, bana göre bir çocuğa bırakılabilecek en sâde şey.
Paylaşım




