RÖPORTAJ: Nurçin Engin
Bir sanatçının zamanla ilişkisi, alkıştan çok daha uzun bir hikâye. Bir dönem her yerde duyulan şarkılar, yıllar sonra başka bir kuşağın diline yerleşebiliyor.
Demet Sağıroğlu’nun hikâyesinde de böyle bir zaman duygusu var. “Arnavut Kaldırımı”, “Kınalı Bebek”, “Papatya Falları” gibi şarkılar 90’ların müziğinde güçlü bir yer tutarken, Sağıroğlu yıllar boyunca sahneye çıktı, üretti, farklı kuşaklardan müzisyenlerle aynı sahneyi paylaştı ve kendi sesini korudu.
Demet Sağıroğlu’yla biraz geçmişe, biraz müziğe, biraz aynadaki kadına, biraz da henüz söylenmemiş şarkılarına uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Bir döneme “Kınalı Bebek”, “Arnavut Kaldırımı” gibi şarkılarınızla damga vurdunuz… sizi müziğin içinde tutan, o ilk heyecanı hâlâ canlı bırakan şey nedir?

Demet Sağıroğlu: Gâliba müziği hiçbir zaman sadece bir meslek olarak görmedim. Benim kendimi ifade etme biçimim oldu hep. İnsan değişiyor, hayat değişiyor, müzik dünyası değişiyor ama insanın içinde bir şey söyleme ihtiyacı bitmiyor. Ben hâlâ güzel bir melodi duyduğumda heyecanlanıyorum, hâlâ stüdyoda yeni bir şarkının ilk hâlini duyduğumda çocuk gibi sevinebiliyorum. Sahne de öyle. Yıllar önce söylediğim bir şarkıyı bugün benden çok daha genç birinin ezbere söylediğini görmek inanılmaz bir duygu. Sanırım beni içeride tutan şey tam olarak bu bağ.
Daha az görünür olmayı göze alarak daha kalıcı olmayı mı seçtiniz?
Demet Sağıroğlu: Biraz öyle oldu diyebilirim. Ben hiçbir zaman sırf görünmek için görünmeyi becerebilen biri olmadım. Belki bunun bedeli daha az görünür olmak oldu ama bundan çok da şikâyetçi değilim. Çünkü görünürlükle var olmak başka, yaptığın işle hatırlanmak başka. Ben ikincisini tercih ederim. Yıllar sonra bir insan gelip “Ben bu şarkıyla âşık oldum” ya da “Bu şarkı benim gençliğim” dediğinde, kalıcılığın ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Her gün görünmekten daha kıymetli geliyor bana.

Yapay zekâ, algoritmalar, birkaç saniyelik videolar… Bütün bu dönüşümün içinde bir şarkının ruhunu korumak mümkün mü?
Demet Sağıroğlu: Mümkün, ama giderek daha zor. Teknolojiye karşı değilim. Yapay zekâ da sonuçta doğru kullanıldığında çok güçlü bir araç. Ama araçla yaratıcıyı birbirine karıştırmamak lazım. Bir şarkının ruhu sadece doğru notaların yan yana gelmesi değildir. Yaşanmışlık, kusur, acı, sevinç, özlem… Bazen sesinizin çatladığı o küçücük yer bile şarkının ruhudur. Algoritma size neyin dinleneceğini söyleyebilir ama insanın kalbine neyin dokunacağını matematikle tamamen çözebileceğimize inanmıyorum. İyi şarkının hâlâ bir yolu bulup insana ulaştığını düşünüyorum.
Bugün müzik dünyasına yeni başlayan bir sanatçı olsaydınız, sosyal medya ve dijital dünyanın kurallarıyla ilerlemeyi seçer miydiniz?
Demet Sağıroğlu: Mecburen öğrenirdim herhalde. Çünkü bugün oyunun önemli bir parçası orada. Ama kendimi algoritmaya teslim etmemeye çalışırdım. Her gün bir şey paylaşmak zorunda olduğumu düşünmek beni yorardı mesela. Ben önce şarkımı iyi yapmaya çalışırdım. Sosyal medyayı şarkıyı insanlara ulaştırmak için kullanırdım; şarkıyı sosyal medyaya uygun olsun diye yapmazdım. Arada çok önemli bir fark var.
Bir kahve içmek için girdiğiniz bir mekânda, yıllar sonra Türk müziğinin en özgün seslerinden biri olacak Cem Adrian’la karşılaştınız. O gün, karşınızdaki kişinin hayatınıza bu kadar iz bırakacağını hissettiniz mi?
Hayır, o gün hayatımda bu kadar büyük bir iz bırakacağını elbette bilmiyordum. Ama Cem’i ilk duyduğum anda çok farklı bir şeyle karşı karşıya olduğumu hissettim. Sadece sesi değildi; o sesin arkasında başka bir dünya, başka bir ruh vardı. Zaten beni etkileyen de buydu. Bazı karşılaşmaların önemini yaşarken değil, yıllar geçtikçe anlıyorsunuz. O gün bir kahve içmek için girdiğim yerde başlayan hikâyenin bugün hâlâ devam ediyor olması benim için çok kıymetli. Cem’in kendi yolunu, kendi dilini yaratmasını ve bugün olduğu sanatçıya dönüşmesini izlemek de ayrıca gurur verici. Galiba hayatta en güzel şeylerden biri, birindeki ışığı daha yolun başındayken görebilmek.

Bugünün genç şarkıcılarında sizi heyecanlandıran isimler ya da “Bu şarkı yıllarca kalır” dediğiniz eserler oluyor mu?
Demet Sağıroğlu: Elbette oluyor. Çok yetenekli gençler var ve özellikle müzikal anlamda dünyayı bizden çok daha yakından takip ediyorlar. Ama bugün bir şarkı için “Bu kesin otuz yıl yaşayacak” demek eskisinden çok daha zor. Çünkü tüketim inanılmaz hızlandı. Biz bir albümü aylarca, bazen yıllarca dinlerdik. Şimdi çok güzel bir şarkı bile birkaç hafta sonra yeni içeriklerin altında kalabiliyor. O yüzden benim için asıl sınav zaman. Beş-on yıl sonra hâlâ açıp dinliyorsak, o şarkı gerçekten kalmıştır.
6. Sizce bugün Türkiye’nin ruhunu anlatan bir şarkı nasıl bir şarkı olurdu?
Demet Sağıroğlu: Biraz hüzünlü ama umudunu tamamen kaybetmemiş bir şarkı olurdu bence. İçinde yorgunluk olurdu, özlem olurdu, biraz öfke olurdu; ama nakaratında mutlaka yeniden ayağa kalkma duygusu olurdu. Çünkü bu ülkenin insanında çok tuhaf ve güzel bir özellik var: Çok yoruluyoruz ama bir şekilde yeniden gülmeye, sevmeye, yaşamaya devam ediyoruz. Belki bugünün Türkiye şarkısı tam da bu çelişkiyi anlatırdı.
7. Farklı kuşaklardan çok önemli sanatçılarla aynı sahneyi paylaştınız. Bugün eksikliğini hissettiğiniz bir değer var mı?
Demet Sağıroğlu: Eskiden müziğe hazırlanmanın, prova yapmanın, sahneye çıkmanın başka bir ağırlığı vardı. Ustaya saygı, müzisyene saygı, sahneye saygı çok önemliydi. Bunun bugün tamamen kaybolduğunu söylemek haksızlık olur; hâlâ işini çok ciddiye alan genç sanatçılar var. Ama hız çağındayız ve bâzen “hemen olmak” isteği, “iyi olmak” isteğinin önüne geçebiliyor. Oysa müzik biraz sabır işi. Sahne de öyle. Bâzı şeylerin kestirme yolu yok.
8. Kayahan’ı bir “okul” olarak tanımlıyorsunuz. Bugün bir genç sanatçının “Bana müzisyenliği öğret” diyebileceği bir usta var mı?
Demet Sağıroğlu: Kayahan benim için gerçekten bir okuldu. Onu gözlemleyerek, sahnede deneyimleyerek çok şey öğrendim. Sadece şarkı yazmayı ya da söylemeyi değil, bir şarkının arkasında durmayı, söze ve melodiye nasıl davranılması gerektiğini de öğreniyorsunuz böyle insanların yanında. Bugün de çok değerli ustalarımız var elbette. Ama sistem değişti. Eskiden usta-çırak ilişkisi daha organikti; aynı stüdyoda, aynı sahnede uzun zaman geçirirdiniz. Şimdi herkesin dünyası biraz daha bireysel. Bence genç bir müzisyenin kendine bir usta bulması hâlâ çok kıymetli; hatta belki bugün eskisinden daha kıymetli.

9. Müzik sektöründe kadın sanatçı olmanın zaman içinde değişen tarafları neler? Bugünün kadın şarkıcıları daha özgür mü?
Demet Sağıroğlu: Bazı konularda kesinlikle daha özgürler. Kadınlar bugün ne giyeceğine, nasıl görüneceğine, ne söyleyeceğine daha fazla kendileri karar verebiliyor. Bu çok değerli. Ama başka baskılar geldi bu kez. Sosyal medya kadınları sürekli göz önünde ve sürekli değerlendirilir hale getirdi. Kilosu, yüzü, yaşı, kıyafeti… Her şey hakkında herkesin söyleyecek bir şeyi var. Dolayısıyla özgürlük arttı ama baskı tamamen ortadan kalkmadı; sadece biçim değiştirdi.
10. Estetikle ilişkiniz nasıl? Aynada yılların izlerini görmek size güzel bir hikâye mi anlatıyor, yoksa küçük dokunuşlara başvurma isteği de uyandırıyor mu?
Demet Sağıroğlu: İkisi de. Yılların izlerinden utanmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. O yüz benim hayatım sonuçta; güldüğüm, üzüldüğüm, yaşadığım yıllar var orada. Ama insan aynaya baktığında kendisini iyi hissetmek de istiyor. Küçük dokunuşlara karşı değilim. Benim için mesele insanın kendisine yabancılaşmaması. Yüzünüzü tamamen başka birine çevirmek başka bir şey, kendinizi daha iyi hissettirecek küçük şeyler yapmak başka. Ben aynaya baktığımda hâlâ kendimi görmek isterim.
11. Kız çocuklarının büyürken duyduğu “güzel ol”, “uslu ol”, “el âlem ne der” gibi cümlelerden siz hangisini geride bıraktınız?
Demet Sağıroğlu: “El âlem ne der?” cümlesini mümkün olduğunca geride bırakmaya çalıştım. Çünkü hayatınızın direksiyonuna bir kere “el âlem” oturdu mu, sizi nereye götüreceği belli değil. İnsan elbette çevresini, sevdiklerini düşünür ama sonunda kendi hayatının sorumluluğunu kendisi taşıyor. Başkalarının beklentilerine göre yaşarsanız bir gün dönüp “Peki ben ne istiyordum?” diye sorabilirsiniz.
12. Bugün genç kızlara baktığınızda onlara aktarmak istediğiniz en önemli şey nedir?
Demet Sağıroğlu: Kendi değerlerini dışarıdan gelecek onaya bağlamasınlar. Birinin onları güzel bulmasına, seçmesine, alkışlamasına ya da sosyal medyada kaç kişinin beğendiğine göre kendilerini ölçmesinler. Eğitimleri, ekonomik özgürlükleri ve kendi ayaklarının üzerinde durabilmeleri çok önemli. Ve hata yapmaktan korkmasınlar. Ben genç bir kıza “Hiç düşme” demem. Düşeceksin. Ama kendi başına kalkabileceğini bil.
13. Çocuk sahibi olmayı hiç düşündünüz mü? Hayatınızda annelik fikrinin bir karşılığı oldu mu?
Demet Sağıroğlu: Çocukken ne olacaksın diye sorulduğunda, anne olacağım dermişim. Elbette hayatın içinde insan bunu düşünüyor. Çok büyük, çok ciddi ve çok güzel bir sorumluluk. Hayat bâzen sizi başka bir yoldan götürüyor. Bir kadının anne olması da olmaması da onu daha az ya da daha fazla kadın yapmıyor. Ben kendi hayatımın getirdiği hâliyle barışığım.
14. “Ben aslında evlilik insanı değilim” dediğiniz oldu mu, yoksa doğru insan geldiğinde fikirlerin değişebileceğine inanıyor musunuz?
Demet Sağıroğlu: Ben büyük cümlelerden biraz korkuyorum artık. “Asla evlenmem”, “Kesin evlenirim” gibi… Hayat insanın o kesin cümleleriyle eğlenmeyi çok seviyor. Bence mesele evlilik kurumundan önce, yanındaki insanla nasıl bir hayat kurduğun. Doğru insan geldiğinde daha önce çok kesin söylediğiniz şeyler değişebilir. Ama sırf yalnız kalmamak ya da toplum öyle bekliyor diye de bir hayat kurulmaz.
15. “Keşke bunu ben yazsaydım” ya da “Keşke bunu ben söyleseydim” dediğiniz bir şarkı var mı?
Demet Sağıroğlu: Çok var. Ama “Küçüğüm” ve “Şikayetimvar” ‘ı duyduğum zaman çarpılmıştım. Çok şükür birini söyledim . İyi bir şarkı duyduğumda kıskançlıktan ziyade hayranlık duyuyorum. “Bunu nasıl düşünmüş?” dediğim şarkılar oluyor. Bazen tek bir cümle bile insanı vuruyor. Ama “keşke benim olsaydı” dan çok, böyle bir şarkıyla karşılaştığımda hâlâ heyecanlanabiliyor olmam hoşuma gidiyor. Çünkü demek ki müzikle ilişkim hâlâ canlı.
16. Sanatçı kimliğinizle özel hayatınız arasında nasıl bir sınır çiziyorsunuz? Demet Sağıroğlu hakkında dışarıdan tamamen yanlış tahmin edilen bir şey var mı?
Demet Sağıroğlu: İnsanlar şarkılarınızdan yola çıkarak sizi kafalarında tamamlıyorlar. Bu çok anlaşılır bir şey ama şarkıdaki kadınla günlük hayattaki kadın her zaman aynı değil. Sahnedeki insan daha görünür, daha güçlü, belki daha kontrollü. Özel hayatımda ise çok daha sıradan şeylerden mutlu olabilen biriyim. Pek gizlim -saklım yoktur. Göründüğüm gibiyim, samîmîyim ama özel hayatımı magazinsel paylaşmayı sevmiyorum. Biraz insanın kendisine âit, kimsenin bilmediği bir odası kalmalı diye düşünüyorum. Bugün o oda daha da kıymetli.
17. Önümüzdeki dönemde Demet Sağıroğlu’nu hangi yeni projelerle, şarkılarla ya da sürprizlerle göreceğiz?
Demet Sağıroğlu: 90’lardaki şarkılarımı günümüzün sounduyla yeniden dinleyicimle buluşturuyorum. Melis Fis ve Çağan Şengül’le yaptıklarımızı paylaştık. Derya Bedavacı, Zeynep Bastık, Melek Mosso, Yaşar ve Umur Doma ile çalışmalarım da 1’er ay arayla sunulacak. Ben artık bir şeyi sırf “yeni bir şey çıkarmış olmak” için de yapmak istemiyorum. İçime gerçekten sinen, yıllar sonra da arkasında durabileceğim şarkılar olsun istiyorum. Söylediklerime örnek olarak sözlerini eskiden yazdığım yeni şarkım “Bir gün gideceğim buradan” ı Aralık ayının sonunda Cem Adrian’la dinleyicilerime sundum. Birçok söz ve bestem var sepetimde, onlar da sırasını bekliyorlar. Eski şarkılar, yeni şarkılar, sahne ve farklı projeler var aklımda. Şunu söyleyebilirim: Ben geçmişimi çok seviyorum, o şarkılara minnettarım ama yalnızca geçmişimle yaşamıyorum. Hâlâ söyleyecek sözüm, söylemek istediğim şarkılar var. Ve galiba beni en çok heyecanlandıran da bu.
Paylaşım




