Sahne tozunu, kamera ışığını ve felsefe kitaplarını aynı nefeste taşıyan ender isimlerden İnci Türkay. Yıllar sonra tiyatro sahnesine dönüşünü “Liste” ile yapan Türkay, bu kez izleyiciyi vicdanıyla baş başa bırakan bir kadının hikâyesinde. Londra’da başlayan, İstanbul’da devam eden bu yolculuk; sanat, annelik, mükemmeliyetçilik ve “kendini listenin neresine koyduğu” üzerine keyifli bir sohbet.
– Uzun yıllar sonra sahneye dönüşünüzü “söyleyecek sözüm olduğunu hissetmek” olarak tanımlıyorsunuz. “Liste”yi okuduğunuzda içinizde uyanan ve sekiz yıllık bir bekleyişi göze almanıza neden olan o söz tam olarak neydi?

“Liste”yi ilk okuduğumda metni çok sarsıcı buldum. On yıl boyunca sahneye dönmek için doğru metni bekledim. Hepimizin taşıdığı fizikÎ ve duygusal yüklere, sorumluluklara, anneliğe, kadınlığa, suçluluğa, hayatımızdaki ertelemelere dâir söylemek istediğim şeyler vardı. Liste, dışarıdan kusursuz gibi görünen hayatlarımızın içindeki fırtınaları ve yukarıda saydıklarımı o kadar sâde ve çarpıcı anlatıyordu ki “aradığım metni buldum” dedim.
Oyunda canlandırdığınız karakter, tıpkı birçoğumuz gibi “herkesi mutlu etme” çabasıyla kendini beşinci plana atıyor. Provalar sırasında kendi listenizle yüzleştiğinizi ve “Peki ben neredeyim?” sorusunu sorduğunuzu söylemiştiniz. Bu samîmî yüzleşme hayatınızda neyi değiştirdi?
Provalar sırasında gerçekten kendi listelerimle yüzleştim. Hep başkalarının mutluluğu ile mutlu olmuş, sürekli kendimden vermiş, birilerine yetişmeye çalışmışım. Bir gün prova çıkışı kendi kendime sordum: “Peki ben neredeyim?”
Hayatımda küçük ama çok önemli değişiklikler yaptım. “Hayır” demeye başladım. Kendime zaman ayırmayı suçluluk duymadan yapmayı öğrendim. Ve şunu fark ettim: Kendini beşinci plana atmak aslında kimseye tam olarak iyi gelemiyor.

Sizi “Betüş” gibi güven veren, çözüm üreten karakterlerle özdeşleştiren izleyici, “Liste”de kontrolünü kaybeden bir kadın olarak görüyor. Sahnedeki bu kırılganlık ile ekrandaki o kusursuz anne imajı arasında kurduğunuz ilişki hayatınızın neresinde?
Yıllarca Betüş gibi güçlü, çözüm bulan, güven veren kadınları oynadım. İnsanlar beni o imajla sevdi. Ama hayat öyle değil. Kadınlar bâzen dağılıyor, kontrolü kaybediyor, hata yapıyor.

Sahnedeki kırılganlık benim için özgürlük oldu. Ekrandaki o kusursuz anne imajıyla sahnedeki kırılmış kadın arasında bir çelişki değil, bir bütünlük görüyorum. Çünkü gerçek güç, kırılganlığını kabul edebilmekte.
Oyun, “küçük bir ihmâlin bir hayatı değiştirebileceği” fikri üzerine gidiyor. Özellikle sosyal medyada her şeyin “mükemmel” göründüğü bir çağda yaşıyoruz. Bu “mükemmellik” baskısı altında, günümüz insanının en büyük ihmâli kendine mi oluyor sizce?
Evet, bence günümüz insanının en büyük ihmâli kendine.
Sosyal medyada herkes mutlu, üretken, fit, başarılı. Ama kimse yorgunluğunu, korkusunu, vicdan azabını paylaşmıyor. Sürekli bir yetişme ve hatta yetişememe hâli var. Ve insan kendini erteledikçe içten içe tükeniyor.
Liste biraz da bunu söylüyor: Kendini ihmâl etme!
– Oğlunuzla birlikte Londra’ya taşınmanız hayatınızı nasıl değiştirdi? Nasıl bir annesiniz?
Londra’ya taşınmak hayatımın en cesur kararlarından biriydi. Oğlum için verdim o kararı.
Ben nasıl bir anneyim? Çok seven, maalesef fazla korumacı, çok ilgili… Onu dinlemeye çalışırım. Hata yapmasına izin veririm. Ama şunu da söylerim: Hayatının sorumluluğu sana ait.
Annelik beni çok güçlendirdi. Her şeye kafa tutabilecek, her şeyin hesabını sorabilecek kadar cesur ve oğlumla hayatımızı tekrar tekrar sil baştan kurabilecek kadar özgür.
– “İnci’s Drama Club”da göçmen çocuklarla çalışıyorsunuz. Türkiye’deki çocuklarla Londra’daki çocuklar arasında oyun kurma biçimi açısından fark görüyor musunuz?
Göçmen çocuklarla çalışmak çok öğretici. Londra’daki göçmen çocuklar kimlik arayışı içinde oluyor. İki kültür arasında kalmışlık hissi var. Oyun onlar için bir sığınak gibi.
Türkiye’deki çocuklar daha dışa dönük ve spontan olabiliyor. Londra’daki çocuklar biraz daha temkinli, sistemli, kuralcı başlıyor ama güven oluştuğunda inanılmaz derinlikli oyun kuruyorlar.
Ama şunu söyleyebilirim: Çocuk her yerde çocuk. Hayal gücü ve yaratıcılık sınır tanımıyor.
– “Liste” oyununuzun Londra prömiyerini yaptınız, ardından İstanbul’da seyirciyle buluştunuz. Oyunun vicdan ve suçluluk temalarına tepki olarak gözlemlediğiniz farklılıklar var mı?
Londra’da, İstanbul’da ve Ankara’da vicdan ve suçluluk teması insanlara dokundu. Çünkü bu evrensel bir duygu. Hepimiz bir yerden “keşke” diyoruz.

– Tiyatro sahnesi, bu “ertelenmiş hayat” hissini seyirciye en sert şekilde hatırlatan bir alan. “Liste”nin, seyirciyi bu erteleme hâlinden kurtarmak ya da ona ayna tutmak gibi bir misyonu olduğunu düşünüyor musunuz?
Liste’nin bir misyonu varsa o da aynayı dürüstçe tutmak.
Metin kimseye parmak sallamıyor. Ama şunu soruyor: Gerçekten yaşıyor musun, yoksa sadece yetişiyor musun?
Eğer oyundan çıkan bir kişi bile kendi hayatına başka bir gözle bakıyorsa, bu bana yeter.
– Oyunun yaratıcı ekibi neredeyse tamamen kadınlardan oluşuyor. Bir kadın hikâyesini anlatırken ekibin kadın olması, metnin yorumuna nasıl bir hassasiyet ya da derinlik kattı?
Ekibin büyük ölçüde kadın olması metne derin bir hassasiyet kattı. Özellikle annelik, suçluluk ve toplumsal beklenti sahnelerinde birbirimizi anlatmadan anladık.
Kadınların birbirine alan açtığı bir prova süreci yaşadık. Bu da sahneye çok samimi bir enerji olarak yansıdı.
– “Sihirli Annem: Periler Okulu” filmi çekildi. Sete döndüğünüzde neler hissettiniz?
Geçen yıl aradan geçen 22 yılın ardından ilk buluşmamızı “Sihirli Annem: Hepimiz Biriz” ile yaptık. Sanki zaman hiç geçmemiş gibiydi. Çok duygusal ânlar yaşadık, çok güldük.
Aradan bir yıl geçmeden “Sihirli Annem: Periler Okulu” filminin setine girdik, kaldığımız yerden devam ettik. Çok keyifliydi.
– Yılların sizde bıraktığı iz oldukça zarif. Bu doğallığı korurken estetik uygulamalara nasıl bir mesâfeden bakıyorsunuz?
Zamanın izlerini seviyorum. Kendi yüzümdeki çizgiler yaşanmışlık demek.
Estetik uygulamalara kesinlikle karşı değilim. Herkes kendini nasıl beğeniyorsa, nasıl görmek istiyorsa öyle yapsın, ne güzel. Önemli olan iyi hissetmek.
– Önümüzdeki dönemde projelerinizle tekrar karşımıza çıkacak mısınız?
Evet, sahnede olmaya devam edeceğim. Tiyatro hayatımın merkezinde. Yeni projeler var, hem Türkiye’de hem Londra’da.
Ama acelem yok. Ben projeleri görünmek için değil, gerçekten söyleyecek sözüm olduğu için seçiyorum.






Paylaşım




