DERGİMİZİN BU SAYISINDA, YILLARDIR EKRANLARDAN HİÇ DÜŞMEYEN, HER ROLÜYLE AYRI BİR İZ BIRAKAN İLKER AKSUM’LA BULUŞTUK. ŞU SIRALAR ATV’NİN İDDİALI YAPIMI “ALTI ÜSTÜ İSTANBUL”DA NEHİR ERDOĞAN VE FEYYAZ DUMAN GİBİ İSİMLERLE BİRLİKTE “BAYRAM CANKAYA” KARAKTERİNE HAYAT VERİYOR İLKER AKSUM.

Röportaj: Nurçin Engin

Fotoğraf: Adem Samanlı 

Mekan : Safi Arnavutköy

“Her şeyi kafaya takmamayı” öğrenmeye çalışan bir baba için bu röportaj iç hesaplaşmayı yansıtıyor. Ayrıca Okuyunca göreceksiniz ki İlker Aksum, oyunculuğu kadar babalığıyla da konuşulmayı hak ediyor.

Sizi yıllardır farklı karakterlerde izliyoruz. En çok zorlandığınız rol hangisiydi?

Sanırım 2007’de çektiğimiz Kara Yılan dizisiydi. Dizi, bütün sahneleriyle ağırlıklı olarak Fransızca işliyordu. Hem Fransızca öğrenmek hem de süreçte kendimi geliştirmek zorunda kaldım. Aksiyon sahneleri de yoğundu.

Diriliş dizisi vardı; ana rollerden biriydi, kötü taraftı. At bindiğim, ok ve kılıç kullandığım, birçok dövüş ve aksiyon sahnesinin yer aldığı bir işti. Geceli gündüzlü çalışıyorduk. Gerçekten çok zorlanmıştım. Bu süreçte İlker Aksum ile çalışma deneyimi bana ilham verdi.

Sizi şu anda ‘Altı Üstü İstanbul’ dizisinde izliyoruz. Kendisini ve oyunculuğunu çok sevdiğim Nehir Erdoğan ile birlikte çalışıyorsunuz. Birkaç karakteriniz Bayram Çankaya’dan ve bu yeni hikâyeden bahseder misiniz?


Evet, şu aralar Altı Üstü İstanbul adlı dizide oynuyorum. Dizimiz İstanbul’da geçiyor. Bazı illerimizin vatandaşlarının yoğun olarak yerleştiği semtler vardır; İstanbullular bunu iyi bilir. Adanalılar, Sivaslılar, Rizeliler… Herkesin ağırlıklı olarak yaşadığı mahalleler vardır. Biz de hikâyemizi Fikirtepe’yi baz alarak kurduk. Fikirtepe’de yaşayan Adanalı bir aileyi anlatıyoruz. Orada da çok sayıda Adanalı yaşıyor.

Dizinin özü, bu ailenin İstanbul’daki yaşam mücadelesi. Bunu anlatırken aynı zamanda adaleti de tartışıyoruz. Zaten “Altı Üstü” ismi de bunu çağrıştırıyor. Alt kesim ile üst kesimin çatışmasını, yoksullukla zenginliğin kesiştiği noktaları işliyoruz.

Ben de ailemi maddi olarak daha iyi bir hayata taşımaya çalışan bir karakteri canlandırıyorum. Fakat bunu yaparken yanlışlar da yapıyorum. Bir adamın ailesini maddi sıkıntıdan kurtarmak için her yol mübah mıdır? Biraz da benim karakterim üzerinden bunu sorguluyoruz.

Bakalım neler olacak. İkinci, üçüncü bölümle birlikte bence güzel bir başlangıç yaptık.

Bu arada, Nehir Erdoğan’la 22 yıl sonra yeniden bir araya geldik. Yabancı Damat dizisinde birlikteydik. Orada akrabaydık; şimdi ise karı-kocayı oynuyoruz. Yıllarımız birlikte geçti. Birbirimizi çok severiz. Onun adına da konuşabilirim.

Bu projede de kısa sürede yeniden uyum yakaladık. İkimizin sahnelerinin sevildiğini düşünüyorum. Zaten birbirini iyi tanıyan, iyi anlayan ve birlikte oynamayı bilen oyuncular olduğumuz için burada da başarılı olacağımıza inanıyorum.



Dijital platformlarla birlikte hikâye anlatıcılığı da değişti. Sizce karakterler derinleşiyor mu, yoksa insanlar artık duyguları daha hızlı mı tüketiyor?

-Bence bu bütün işler için geçerli. Sadece platformların süresi kısa olduğu için biraz daha özenilebilir. Dijitalde gerçekten karakter çözümlemeleri iyi, içi dolu yazılan senaryolar var; ama derinliği olmayan, içi boşaltılmış, çok kötü senaryolar da var. Dediğim gibi bu, yalnızca dijital için değil, bütün mecralar için geçerli.


53 yaşında baba olmak sizde nasıl bir duygu yarattı?

-Pişmanlık. Çünkü daha erken baba olmam gerektiğini anladım. Korku… 53 yaşında olunca çocuğunuzun ne kadarını görebilirsiniz ki; doğanın kanunu.



Baba olduktan sonra hayatı algılayışınızda en büyük değişim ne oldu?

-Hayatı daha pozitif, daha stressiz geçirmem gerektiğini daha net anladım. Kendime daha iyi bakmam gerektiğini… Babalık gittikçe artan bir duygu. Çünkü gördüm ki ilk 12-13 ay bütün yoğunluk anneye ait. Babayla sonra iletişim kurmaya başlıyor. Zaman çok hızlı geçiyor; bunu şimdi daha iyi anlıyorum.

Erkeklerin çoğu kırılganlığını mizahın ya da öfkenin arkasına saklıyor. Sizce bir erkek ne zaman gerçekten görünür hâle geliyor?

Ayrıca, ben de kırılganlıklarımı ve mutsuzluklarım mizaha vururum. Takdir edildiği zaman, başarılı olduğu zaman ise görünür olur. Bu, başarısızlıkların ona kattığı tecrübeyle doğru orantılıdır.

Ve en önemli şeylerden biri, iyi bir eş bulduğu zaman görünür hâle geliyor. Eğer eşi akıllı ve olgunsa görünür hâle geliyor. Sürekli beni pozitif ve görünür olmaya çeken bir eşim var. Evet, zorlanıyor, yoruluyor ama bundan vazgeçmiyor. Beni görünür kılmak için, özgüvenimi desteklemek için çok çaba sarf ettiğini görüyorum.



Türkiye’de erkek çocuklarına öğretilen en büyük yanlış sizce ne?

-Erkekler ağlamaz… esprisi. “Evde erkeğin dediği olur, son sözü erkek söyler” gibi şeyler çok doğru değil. Bu, zaman zaman değişir. Eşlerin kendi aralarındaki ilişkide de bazen birinin dediği, bazen diğerinin dediği olur. Erkek ne derse o olur düşüncesi bence yanlış.



Kız çocuklarının babalarında görünmeyen bir tarafı ortaya çıkardığı söylenir. Sizde neyi değiştirdi?


-Sorumluluk duygumu yükseltti. Sorumluluk sahibi hissediyordum ama dönüp bakınca çok da gerçekleştirmiş biri değildim. Şimdi aileme ve kızıma karşı sorumluluklarımı daha çok yerine getiriyorum.



Bugün sizi en çok endişelendiren şey ne: dünya, insan ilişkileri yoksa kızınızın büyüyeceği gelecek mi?

adaletsizlik.



İnsan bazen kendi korkularını ya da suskunluklarını fark etmeden çocuğuna aktarabiliyor. Lila’ya özellikle bırakmak istemediğiniz bir tarafınız var mı?


-Her şeyi kafaya takmam, çok fazla umursama huylarım… İnşallah miras kalmaz. İyi huylarım kalsın, kötü huylarım gitsin.




Bir kız çocuğunun hayatında “iyi bir baba” olmak sizce ne demek?

-Bence çok şey demek. Bu tanım tartışılır da; bu zamana kadar hepimizin gördüğü, okuduğu, tecrübe ettiği iyi baba üzerinden düşünelim. Kız çocuklarının en etkilendiği ana karakter baba. Zamanı geliyor koruyucusu oluyor, zamanı geliyor sırdaşı oluyor, zamanı geliyor annesi… her şeyi olabiliyor baba.


Lila doğduktan sonra eşinizle ilişkinizin en değişen tarafı ne oldu?

-Hiçbir şey 🤍

Eşinizin anneliğinde sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

-Oooyyy… Çok masumlaştı, çok tontoş oldu. Bunu yazmazsanız küserim. Mahsunlaştı; ilk dört ay çok yorgun ve kırılgandı.

Evde daha panik olan taraf kim?

-Bence ortaklaşa.



Geçtiğimiz günlerde Lila’nızdan ilk kez “baba” kelimesini duydunuz. Bize o  ânı anlatır mısınız? Bu röportajı da onun o ilk kelimesiyle noktalayalım istedim.

İlk defa kızım bana “baba” dedi. Çok duygusal, çok şaşırtıcı bir ândı. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Çünkü eşimin o ânı Instagram’da paylaşacağını biliyordum. O yüzden kendimi toparlamaya çalıştım.

Eşim de o ânı ölümsüzleştirdi. Olağanüstü bir his. Şimdi her gün yaklaşık yüz kez “baba” diyor. Henüz “anne” demedi.(Gülüyorlar).
Baba olmak târif edilmesi zor bir duygu. Benim için hayatımın en özel ânlarından biriydi. Baba olmak çok güzel.

Paylaşım