8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü bir kez daha geride bırakırken, ebeveynlik kavramının evrimini ve bunun toplumsal yansımalarını düşünmeden edemiyorum. 19. yüzyılda kadının adının bile anılmadığı dönemlerden, 20. yüzyılın “kadının toplumdaki yeri” tartışmalarına ve günümüze kadar uzanan süreçte, ne yazık ki bazı kalıpları kırmakta hâlâ zorlanıyoruz. Oysa bilim, bize ebeveynliğin sadece “annelik” olmadığını, anne-baba dengesi içinde gelişen bir biyolojik ve sosyal süreç olduğunu gösteriyor.
Doğumla Başlayan Biyolojik Dönüşüm
Bir bebeğin dünyaya gelmesiyle birlikte, anne ve babanın bedeninde ve beyninde derin dönüşümler başlar. Bu dönüşümler, modern nörobiyoloji araştırmalarının ışığında artık çok daha iyi anlaşılıyor. Bilim gösteriyor ki, ebeveynlik hormonal bir senfoniden ibaret.
Northwestern Üniversitesi’nde yapılan kapsamlı bir araştırma, baba olduktan sonra erkeklerin testosteron seviyelerinde %30’a varan düşüşler yaşandığını ortaya koydu. Daha ilginç olan, aktif olarak bebeklerinin bakımına katılan babalarda bu düşüşün daha belirgin olması. Bu, vücudun çocuğa bakabilmek için kendini optimize ettiğinin açık bir göstergesi.
Peki neden bazı çevrelerde bu durum bir “tehlike” olarak sunuluyor? Belki de yüzyıllardır süregelen ve iş bölümünü keskin sınırlarla ayıran toplumsal kodlarımız, biyolojik gerçeklikle çeliştiğinde, gerçeği çarpıtma eğilimi gösteriyoruz. Oysa testosteron düşüşü, doğanın babalara verdiği bir armağan – çocuklarına daha sabırlı, duyarlı ve bağlı olmalarını sağlayan bir evrimsel adaptasyon.
Kinesin Proteini: Ebeveynliğin Moleküler Metaforu
Hücre biyolojisindeki kinesin proteini, tüm bu toplumsal tartışmalara ışık tutabilecek mükemmel bir metafor sunuyor. Kinesin, nöronların içindeki mikrotübüller üzerinde “yürüyerek” hücrenin hayati maddelerini bir yerden başka bir yere taşıyan bir motor protein. Beyin gelişimi sırasında sinir hücrelerinin bağlantı kurabilmesi, büyümesi ve fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için kinesin şarttır.
Araştırmalar, KIF21B adlı kinesin proteinini üretemeyen farelerde dendritik dallanmanın azaldığını, sinaps yoğunluğunun düştüğünü ve öğrenme/hafıza problemlerinin ortaya çıktığını gösteriyor. Yani kinesin taşımacılığı aksadığında, sistemin işleyişi bozuluyor.
Toplumsal yapımız da benzer şekilde çalışır. Ebeveynlik sisteminde bir tarafın eksik kalması, çocuğun gelişimsel potansiyelinin tam olarak gerçekleşememesine neden olabilir. Bir toplum, ebeveynliği sadece anneye yükleyerek, babaları bu süreçten uzaklaştırarak, kendi kinesin sistemini aksatıyor demektir. Bu durumda kaybeden yalnızca çocuk değil, sistem bütünüyle zayıflıyor.
Anne-Baba Dengesi ve Çocuğun Nöral Gelişimi
Warwick Üniversitesi’nde yürütülen “Supporting Fathers” araştırması, babaların çocuk bakımında üstlendikleri rollerin zamanla nasıl değiştiğini ve babaların kendilerini ifade edebilecekleri alanların eksikliğinden yakındıklarını ortaya koydu. Bir baba, araştırmacılara “Hizmetler genelde annelere göre tasarlanmış… Bizim duygu ve düşüncelerimize pek değinilmiyor” diyerek, sistemin nasıl tek taraflı işlediğini vurguluyor.
“The Father” başlıklı çarpıcı bir çalışma ise, baba katılımının çocuk gelişimindeki rolüne dair iki kritik bulgu ortaya koyuyor: Birincisi, babaların çocuklarıyla geçirdiği sürede, annelere kıyasla çok daha fazla değişkenlik gözlemleniyor. Yani anneler genellikle benzer sürelerde çocuklarıyla ilgilenirken, babalar arasında bu süre açısından büyük farklar bulunuyor. İkincisi, ilginç bir şekilde, babaların işgücüne katılımı ile çocuk bakımı arasında güçlü bir pozitif ilişki bulunuyor, oysa annelerde bu eğilim gözlemlenmiyor. Bu durum, annelerin iş-aile dengesi kurmak zorunda kalırken, babaların çalışma ve çocuk bakımını birbirini dışlayan değil, birbirini destekleyen aktiviteler olarak yaşadığını gösteriyor.
Anneler ve babalar bebekleriyle etkileşirken beynin farklı ağlarını kullanma eğiliminde. Anneler genelde duygusal işlemleme bölgelerini, babalar ise sosyal biliş alanlarını aktive ediyor. Bu farklılık, çocuğun beyninde farklı sinir bağlantılarını harekete geçirerek zengin bir nöral ağ gelişimine katkı sağlıyor.
Anne ve babasından dengeli etkileşim gören çocukların, okul öncesinde daha düşük kortizol seviyelerine ve ilkokul çağında daha az anksiyete belirtisine sahip oldukları bulunmuş. Babaların çocuklarla kurduğu hareketli oyunlar (güreşme, havaya atma), çocuğun duygu regülasyonunu ve empati becerilerini geliştiriyor.
İlk Yüzyıldan Günümüze: Değişmeyen Kalıplar
19. yüzyıla kadar kadının adı yoktu, evin içinde ve toplumda da görünmez bir varlıktı. 20. yüzyılda kadınlar oy hakkı için mücadele ederken, iş hayatında yer edinmeye çalışırken, hala “annelik görevlerini” aksatmamaları bekleniyordu. 21. yüzyılda ise iş hayatında belirli bir seviyeye gelen kadınların karşılaştığı ilk soru hâlâ “Peki çocuklarına kim bakıyor?”
Bu soruyu hiçbir zaman babalara sormamamız, toplumsal cinsiyet kodlarımızın ne kadar derine işlediğinin göstergesi. Kadınlar iş hayatına girince “annelik görevleri” kadar kariyer hedeflerinden de fedakârlık etmelerini isterken, erkeklerden genellikle sadece kariyerlerine odaklanmalarını bekliyoruz.
Bu eşitsiz yük dağılımı sadece kadınları değil, babaları ve en önemlisi çocukları da etkiliyor. “The Father” araştırmasının belki de en çarpıcı bulgusu, baba katılımındaki heterojenliğin ortadan kaldırılmasının çocukların bilişsel gelişim farklılıklarını %22, sağlık alanındaki farklılıkları ise %49 oranında azaltabileceğini ortaya koyması. Özellikle 12-18 yaş arası ergenlik döneminde bu etki daha da belirginleşiyor. Yani babaların çocuk bakımına katılımındaki uçurumlar, doğrudan çocuklar arasındaki gelişimsel uçurumlara dönüşüyor. Hem kadınların hem erkeklerin potansiyellerini tam olarak gerçekleştiremedikleri bir toplum, kendisini ve gelecek nesillerini yavaşlatıyor demektir.
Ebeveynliğin Geleceği: Doğumdan Başlayan Eşitlik
Bilim bize gösteriyor ki, ebeveynlik doğumla birlikte başlayan ve hem anneyi hem babayı bedensel ve zihinsel olarak dönüştüren bir süreç. Bu dönüşüm, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan, eşit derecede değerli katkılarıyla gerçekleşiyor.
Bebekleriyle düzenli etkileşim kuran babaların vücudunda “sevgi hormonu” oksitosin, annelerdeki kadar artıyor ve baba-bebek arasında hormonal senkronizasyon oluşuyor. Bu hormonal bağ, bebeğin güven duygusunu pekiştirirken stres hormonu kortizol seviyesini düşürüyor.
Eğer toplumsal kalıplarımız, biyolojik gerçeklerimize bu kadar ters düşmeye devam ederse, kaç kuşak daha kendi potansiyelinin altında büyüyecek? Daha kaç kadın “süper anne” olmaya çalışarak tükenecek? Daha kaç baba, çocuğuyla kurabilecekleri derin bağdan mahrum kalacak?
Bilimin Rehberliğinde Yeni Bir Toplum
Belki de 8 Mart’ı kutlarken, kadının toplumdaki yerini konuşurken, iş hayatındaki eşitsizlikleri tartışırken, en başa, doğum anına dönmemiz gerekiyor. Çünkü eşitsizlik, daha bebeğin doğum anından itibaren, “annenin görevi” ve “babanın yardımı” şeklindeki ayrımla başlıyor.
Bilimsel gerçekleri kabul ederek, toplumsal kodlarımızı yeniden şekillendirmeliyiz. Kadınlar artık sadece “anne” değil, erkekler de sadece “evin ekmeğini getiren” değil. Her ikisi de tam potansiyelli bireyler ve ebeveynler.
Bugün bazı çevrelerde giderek yükselen sesler, eskiye, “doğal” olduğu iddia edilen rol dağılımlarına dönmemiz gerektiğini söylüyor. Oysa doğa bize başka bir şey söylüyor – anne ve baba birlikte evrilmiş, birlikte değişmiş ve birlikte ebeveynlik yapmak üzere tasarlanmış.
Eğer bu kuralları değiştiremezsek, gelecek nesillerde kadınlar, çocuklar ve toplumsal eşitlik üzerine hâlâ aynı şeyleri konuşuyor olacağız. Oysa bilim bize gösteriyor ki, değişim mümkün ve hatta doğal. Geriye kalan, toplumsal kalıplarımızı doğanın bize sunduğu gerçeklere uydurmak.
Çünkü ebeveynlik, doğumla başlayan, bir ömür süren ve toplumu şekillendiren en temel deneyimdir. Bu deneyimi paylaşabilen ebeveynler, paylaşabilen bir toplum yaratabilir.
Bilimsel Notlar:
- Northwestern Üniversitesi araştırması: Baba olan erkeklerin testosteron seviyesinde %30’a varan düşüşler gözleniyor, özellikle bebekle aktif ilgilenen babalarda bu düşüş daha belirgin.
- Oxitosin ve Bağlanma: Bebekleriyle düzenli etkileşim kuran babaların vücudunda “sevgi hormonu” oksitosin, annelerdeki kadar artıyor ve baba-bebek arasında hormonal senkronizasyon oluşuyor.
- Beyin Aktivasyon Modelleri: Anneler bebekleriyle etkileşimde duygusal işlemleme bölgelerini, babalar ise sosyal biliş bölgelerini daha aktif kullanıyor.
- Ebeveyn Esnekliği: Birincil bakım veren baba konumunda olanların beyinleri, annelerin beynine benzer plastisite gösteriyor.
Melis Eryiğit Samir
Paylaşım